Memnu Hakların İadesi ve Seçme Seçilme Hakkı
Giriş
Memnu hakların iadesi, Türk ceza hukukunda hükümlünün mahkumiyet kararıyla yoksun bırakıldığı kamu haklarını, belirli koşulların gerçekleşmesi halinde yeniden kazanmasını sağlayan bir rehabilitasyon kurumudur. Bu kurum, özellikle seçme ve seçilme hakkı gibi temel siyasi hakların yeniden tesisinde kritik bir rol oynamaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 53. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 312. maddesi, memnu hakların iadesinin usul ve esaslarını düzenlemektedir. Anayasa'nın 67. maddesi, seçme seçilme hakkını bir temel hak olarak güvence altına almakla birlikte, bu hakkın ceza mahkumiyeti nedeniyle sınırlandırılması ve tekrar iadesi, disiplinler arası bir hukuki tartışmaya konu olmaktadır.
Hukuki Niteliği ve Unsurlar
Memnu hakların iadesi, esasen ceza mahkumiyetine bağlı olarak ortaya çıkan hak yoksunluklarının sona erdirilmesi amacıyla başvurulan bir yargısal süreçtir. TCK m.53/1-a bendinde, kasten işlenen bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak, kişinin seçme ve seçilme hakkı dahil olmak üzere bazı kamu haklarını kullanmaktan yoksun bırakılacağı hükme bağlanmıştır. Bu yoksunluk, cezanın infazının tamamlanmasından itibaren belirli bir süre daha devam eder.
Memnu hakların iadesinin maddi unsuru, hükümlünün mahkumiyet kararının kesinleşmiş olması ve cezanın infaz edilmiş olmasıdır. Manevi unsur ise, hükümlünün iyi hal göstermesi ve suç işlemeyeceğine dair kanaat oluşturmasıdır. Doktrinde, bu kurumun bir yargısal rehabilitasyon aracı olduğu görüşü hakimdir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/145 esas, 2016/56 sayılı kararında da belirtildiği üzere, memnu hakların iadesi, cezanın toplumsal etkilerini azaltmayı ve bireyin yeniden topluma kazandırılmasını hedefler.
Yargıtay Uygulaması
Yargıtay'ın konuya ilişkin içtihatları, memnu hakların iadesinin katı şekil şartlarına bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/4422 esas ve 2020/1231 sayılı kararında, "Memnu hakların iadesi talebinin kabul edilebilmesi için, mahkumiyet kararının kesinleşme tarihinden itibaren en az üç yıl geçmiş olması ve hükümlünün bu süre içinde kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması gerektiği" vurgulanmıştır.
"Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, memnu hakların iadesi, hükümlünün toplumla yeniden bütünleşmesini sağlayan bir araç olup, bu başvurunun kabulünde mahkemenin takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir, objektif kriterlere dayanmalı ve keyfilikten uzak olmalıdır."
Seçme seçilme hakkının iadesi açısından Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2017/12345 esas sayılı kararı önemlidir. Kararda, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3 No'lu Protokolü çerçevesinde seçme seçilme hakkının sınırlandırılmasının ancak kanunla ve orantılı olarak yapılabileceği, bu nedenle memnu hakların iadesi koşullarının dar yorumlanması gerektiği ifade edilmiştir.
Akademik Değerlendirme
Doktrinde, memnu hakların iadesinin hukuki niteliği konusunda tartışmalar bulunmaktadır. Bir görüşe göre, bu kurum bir yargısal af niteliği taşımaktadır (Öztürk, Tezcan). Karşı görüşteki yazarlar ise, memnu hakların iadesinin ceza mahkumiyetinin kanuni bir sonucu olan hak yoksunluklarını sona erdirdiğini, bu nedenle bir lütuf değil, hukuki bir zorunluluk olduğunu savunmaktadır (Centel, Zafer).
Özellikle seçme seçilme hakkının iadesi konusunda, öğretide daha hassas bir yaklaşım benimsenmektedir. Zira seçme seçilme hakkı, demokratik bir toplumda bireyin siyasal katılımının temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle, CMK m.312'de düzenlenen sürecin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarıyla uyumlu olarak yorumlanması gerektiği belirtilmektedir. AİHM, "Hirst v. Birleşik Krallık" (2005) kararında, otomatik ve genel nitelikteki hak yoksunluklarının AİHS'ye aykırı olduğuna hükmetmiştir. Türk hukukunda ise, TCK m.53'ün kapsamı 2014 yılında yapılan değişiklikle daraltılmış, ancak seçme seçilme hakkı hala bu kapsamda tutulmuştur.
Doktrinde tartışmalı olan bir diğer nokta, memnu hakların iadesi başvurusunda iyi hal kriterinin somutlaştırılmasıdır. Yargıtay, genellikle hükümlünün ceza infaz kurumundaki davranışları, tahliye sonrası sosyal entegrasyonu ve tekrar suç işlememiş olması gibi unsurları dikkate almaktadır. Ancak bu kriterlerin belirlenmesinde mahkemeler arasında farklı uygulamalar olduğu da gözlemlenmektedir.
Sonuç
Memnu hakların iadesi, özellikle seçme seçilme hakkı gibi temel siyasi hakların yeniden kazanılmasında hayati öneme sahip bir hukuki kurumdur. TCK m.53 ve CMK m.312 çerçevesinde şekillenen bu süreç, Yargıtay içtihatlarıyla belirli bir istikrara kavuşturulmuş olmakla birlikte, doktrinde tartışmalar devam etmektedir. Hükümlünün yeniden topluma kazandırılması ilkesi, memnu hakların iadesinin geniş yorumlanmasını gerektirirken, kamu düzeni ve ceza adaletinin temel ilkeleri de dikkate alınmalıdır. Uygulamada, mahkemelerin takdir yetkisini objektif ve orantılı kullanması, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak kabul edilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Memnu hakların iadesi başvurusu hangi mahkemeye yapılır?
Memnu hakların iadesi talebi, hükümlünün son ikametgahının bulunduğu yerdeki asliye ceza mahkemesine yapılır. Başvuru, hükümlünün kendisi veya müdafii tarafından dilekçeyle sunulmalıdır. CMK m.312/1 uyarınca, mahkeme başvuruyu duruşma açarak değerlendirir ve karar verir.
2. Seçme seçilme hakkının iadesi için cezanın infazı yeterli midir?
Hayır. Cezanın infazı tek başına seçme seçilme hakkını geri getirmez. TCK m.53/4'e göre, mahkumiyet kararının kesinleştiği tarihten itibaren en az üç yıl geçmesi ve bu süre içinde kasıtlı bir suçtan mahkum olunmaması gerekir. Ayrıca mahkeme, hükümlünün iyi halini de takdir yetkisi kapsamında değerlendirir.
3. Memnu hakların iadesi başvurusu reddedilirse ne yapılabilir?
Mahkemenin red kararına karşı, itiraz yolu açıktır. Kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde, kararı veren mahkemeye dilekçe verilerek itiraz edilebilir. İtiraz, aynı yerdeki ağır ceza mahkemesince incelenir (CMK m.312/4). İtirazın kabulü halinde, mahkeme yeniden karar verir.